Çok işim var, çook.

Çok işim var, çook.

İş, güç, gaile, meşgale, sorun, mesele… Hepsiyle mücadele ederken yapılması gereken en önemli şey, onları sıraya koymaktır. Derdi, tasayı, elemi, kederi, acıyı, sevinci; işi, aşı, eşi, atı, yatı, katı; arsayı, parsayı, malı, mülkü, parayı, pulu; huzuru, telaşı, sükûneti, mutluluğu, üzüntüyü; nöbeti, görevi, sorumluluğu; id’i, egoyu, süperegoyu; üst benlik ile alt benliği; arzuları, istekleri, hayalleri, kabusları; heva ve hevesleri; açlıkları, toklukları; eksikleri ve eksiklikleri ve bilakis doygunlukları; yorgunlukları, bıkkınlıkları ve dahi sınavı ve bilumum stresleri… yani hayattaki her şeyi; önce aklımızdaki önemine göre, sonra kalbimizdeki ağırlığına göre, sonra ruhumuzdaki yerine göre sıraya koymak iyidir.

Bu kadar çok unsuru sıraya koyarken yapacağımız sıralama belki başlangıçta objektif, bilimsel, rasyonel, radikal ve hatta mantıklı olmayabilir. Kimi derdin önceliği ile kimi sevincin kahkahası aynı sırada kalabilir. Kimi bedensel coşkumuzun arzuları; toplumsal değer yargıları ile ve hatta adına ahlak denilen o en göreceli olduğu için adamına, zamanına ve coğrafyasına göre değişen, yani toplum düzenine göre uydurulmuş desem yalan olmaz, kurallarla çatışabilir. Kimi zenginlik, şan şöhret, para pul istekleriyle minimalist yaşama öykünmeler birbirine karışabilir.

Bu tezatlıklar birbirleriyle güreşirken sen dışardan kimi zaman galip gibi, kimi zaman mağlup gibi, kimi zaman maktul gibi, kimi zaman katil gibi; kimi zaman her şeyi gördüğü için koruma programına alınması gereken gizli tanık gibi veya çok şey bildiği halde susmayı tercih eden sessiz tanık gibi; ya da hatta sanki yatak odasının bir köşesinde üzerine atılacak gömlekleri tutmak için bekleyen bir dilsiz uşak gibi olursun.

Yani kimi zaman bu davanın hem savcısı hem hâkimi hem de avukatı gibi pozisyon alırsın. Kimi zaman hem oyuncu hem hakem olursun, kimi zaman hem satıcı hem de alıcı olursun.

Ne olursan ol yeter ki olduğunun en iyisi olamazsan bile iyisi olmaya gayret et. İnan bana ne olduğun veya onları nasıl sıraladığın gerçekten sorun değil; çünkü bunları nasıl olsa kendi hür iraden ve özgür bilincinle verdiğin kararlarla yapacağın için, gerçekten sorun değil.

Kendinle ilgili şeyleri hakkın olarak sıraya koymak çözüm odaklı radikal bir stratejidir. Bilimseldir. Aynı zamanda rasyoneldir. Ve en önemlisi belki kendi menfaatini düşündüğün için; yani hele biraz fırsatçılık yaparsan eğer, tam olarak sana aittir. Çünkü sen onları zaten sendeki acı veya önem değerine göre ve senin ona gösterdiğin veya gösterebileceğin özen ve ihtimam derecesine göre sıralamışsındır.

Bunu kimsenin eleştirme hakkı olamaz. Çünkü bu senin potansiyelindir; yani tam olarak sensindir bunu yapan. Bu senin kendi kendine yaptığın bir terapidir aynı zamanda. Yani sen hem hastasısın hem de doktorusun kendi derdinin vesselam.

Ancak burada iki anekdota yer vermek isterim. Birincisi bir kavanoza önce büyük taşları sonra küçük taşları sonra kum ve en son su doldurmamız gerektiğini anlatan; hani önce küçük taşları, kum veya suyu koyarsak büyük taşların dışarda kalacağına dair olan hikâye. İkincisi de ağustos böceği ile karıncanın hikâyesidir.

Bu iki hikâye hayatımızdaki gerçekliklerle hangi gereklilik, öncelik, mantık, akıl ve bilim çerçevelerinde yüzleşmemiz gerektiğini anlatır.

Sonuçta eğer bu sıraya koyma işinin felsefesini —ya da sen ne dersen o şeyi— hayatına geçirmeye karar verirsen, çözüme; yani huzura, yani bir bakıma dengeye doğru hızla ilerlediğini göreceksin.

Sıraya koymak, aynı zamanda bazen egemen ideolojinin elinde ıslak mendile dönmüş hukuk sistemindeki adalet gibi bile olsa, adaletli bir uygulamadır. Hiçbir duyguya, yürürlükte olan yasalar —yani senin şartların— gereği haksızlık yapılmamıştır. Buradaki egemen sensin.

Sonuçta hayatındaki aksiyonları, aklındaki fikirleri, kalbindeki duyguları ve ruhundaki kaygıları ve endişeleri ve ihtiyaçları; zamanlama bakımından öncelikler, önem bakımından yüksek öneme haiz olanlar ve hayati bakımından riskli olanlar gibi kategorilere ayırarak kendi aklınca, elin erdiği, dilin döndüğü ve gücün yettiği kadarıyla sıraya koyduğun için; hayatının yeni yazılmış, henüz mürekkebi kurumamış ıslak bir şiirin üzerinden geçerken aldığın tat gibi, lezzetli bir şekilde düzeldiğini hissedeceksin.


Bu sayfa 3 defa ziyaret edildi.